haber336-1


Vakıf Malları ve Şeher’in Dönüşümü
Yazıma başlamadan önce aşağıda aktarılan çoğu bilgiyi öğrenip kaleme almaya kadar olan süreçteki tüm katkısından dolayı araştırmacı dostum Ahmet Karagözlü’ye çok teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca  Kıbrıs Vakıflar İdaresi internet sitesindeki bilgilerle yazımı zenginleştirdiğimi belirtmek isterim.

Lefkoşa’nın en eski yerleşim yeri olan ve halk arasında “Şeher” olarak bilinen Surlariçi, ada üzerinde egemenlik kuran tüm uygarlıklara ait kültürel bir zenginliğe sahiptir. Bizans, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve İngiliz dönemlerinde farklı mimari anlayışla şekillenen binalar şeherin kültür mozayiğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Osmanlı Devletinin 1571 yılında adayı feth etmesiyle birlikte Osmanlı yapı sisteminde etkili olan ve gelenekselleşen vakıf sistemi Kıbrıs’ta da buluşturulmuştur. Söylentilere göre padişahların gazabından korkan paşalar, fethettikleri yerlerden kazandıkları malların yarısından fazlasını vakfeder ve bu gelenek yüzyıllar boyunca devam eder. Bu sayede de Anadolu’da olduğu gibi Kıbrıs’ta da birçok vakıf mülkü bulunur. Lefkoşa Surlariçi de diğer bölgelerde olduğu gibi bu kültürden etkilenir.

 

haber336-2

 

“Vakıf malları nedir? Ne değildir?”
Vakıf, belirli eşya veya taşınmazın hayır amacıyla kazancı tüm insanlara ait hale getirilen bir yapı sistemidir. Vakfedilen bir eşya ya da taşınmaz malın, vakfedildiği andan itibaren sahiplendirilmesi kesinlikle yasaktır. Vakıf malları satılamaz, devredilemez. Kıbrıs’ta ilk vakıf Osmanlıların adayı feth etmesiyle birlikte 1571 yılında Sultan Selim Han Vakfı adıyla kuruldu. Süre gelen yıllar boyunca da birçok kişi vakıf kurmuştur. Bunlar arasında ilk olarak kurulan en önemli vakıflar;  Lala Mustafa Paşa Vakfı, Mahpeyker Sultan Vakfı, Ahmet Efendi İbn-i Sadettin Efendi Vakfı, Belkıs Hatun bint-i merhum Ferruh Ağa Vakfı, ayrıca Cafer Paşa ve Mehmet Bey İbn-i Ebubekir tarafından kurulan vakıflardır.

Osmanlı Devleti’nin kökleşen vakıf anlayışı, 1878 yılında adanın İngiliz Dönemi’ne geçmesi sonrasında da devam ederek yine birçok vakıf kuruldu. Ancak Osmanlı Dönemi’nde vakfedilen mallar daha çok taşınmaz malken İngiliz Dönemi’nde vakıf edilen mallar daha çok taşınır mallardan oluşmuştur. Vakıf malları “Mazbut” ve “Mülhak” olmak üzere ikiye ayrılır. Mazbut malların kontrolü doğrudan Vakıflar İdaresi’ne aitken mülhak malların kontrolü ise Vakıflar İdaresi’ne ait değildir.

Mülhak mallar, birisinin gelir elde etmek ya da hayır amacıyla bağışladığı mallardır. Tüm vakıf mallarında olduğu gibi mülhak mallarda satılamaz, devredilemez. Bu yüzden de mülhak mallara uzun yıllar boyunca gerekli tamirat yapılmadı ve değerinin çok altında kiralanmak zorunda kalındı. Yıllarca el değmeyen bu mülkler bu sebeple de yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı. Mazbut malların kontrolü ise tamamen Vakıflar İdaresi’ne olduğundan gerekli bakım onarım yapılmış ve diğer mallara oranla daha iyi bir hale getirilmiştir.

 

haber336-3

 

Vakıf Mallarının Durumu
Vakıflar İdaresi’nin kontrolünde olmayan mülhak mallara çok uzun zamandır gerekli tadilat yaptırılmadığından kötü durumdadır. Vakıflar İdaresi’nin gerekli tamirat yapılmayan mülhak mallara el koyma yetkisi varken bu yetki uzun yıllar boyunca kullanılmadı. Ancak son alınan karara göre Vakıflar İdaresi bu yetkisini kullanmayı kararlaştırarak bu mülklerin Yap – İşlet – Devret modeliyle tarihe ve turizme kazandırılmasını hedeflemiştir.

Vakıflar İdaresi el koyma yetkisini ilk olarak halk arasında “Şişeli Ev” olarak bilinen binada kullanmıştır.

 

Şeherin Dönüşümü ve Vakıf Malları
Lefkoşa Surlariçi sahip olduğu kültürel birikimiyle tam bir çekim merkezi olabilir. Yıllarca sürdürülen yanlış politikalar sonucu ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle kendi kaderine terk edilmiştir. Lefkoşa’nın güney kısmında kalan Surlariçi ise birçok başarılı proje ile yenilenmiş ve turizme kazandırılmıştır. 2003 yılında sınır kapılarının açılması ile birlikte Lefkoşa’nın iki kesimindeki Surlariçinin durumunu gözlemleyip kıyaslayabilme fırsatı yakaladık. İşte bu durum kuzeyin Surlariçi için kırılma noktası oldu. Bir tarafta yayalaştırılmış sokaklarda insanların rahatça gezip küçük kafelerde kahvelerini yudumladığı canlı mahalleler varken diğer tarafta terkedilmiş ve harap bir şehir vardı.

Lokmacı kapısından güneye geçen herkesin ağzından  “Neden Bizim Surlariçimiz Rum Tarafındaki Gibi Değil!’’ serzenişini duydum. Bu değişim ve dönüşümü hepimizin istediği konusunda hemfikirim. Son yıllarda kuzeyin Surlariçi iyiye doğru bir gidişat ile geleceğe umutla bakıyor. Eski binaların restore edilip kafe, restauran ve butik otellere dönüştürülmesi, yayalaştırılan sokaklar, bölgede açılan küçük iş merkezleri bu iyi gidişatın eserleridir. İşte bu noktada Vakıf mallarından ve yap-işlet-devret modelinden yararlanmak gerekir.

Atıl durumda olan Vakıflara ait binalar yap-işlet-devret modeliyle Surlariçi sevdalısı girişimcilere kiralanmalıdır. Böylece çoğunlukla tarihi eser niteliğinde olan binalar hem yenilenecek hem de sosyo- kültürel ve ekonomik hayata kazandırılacaktır. Etkili politikalar ve projelerle Lefkoşa Surlariçi’ni tarihin görkemli dönemlerindeki göz alıcı yapısına kavuşturmak çok da zor değildir.

 

KAYNAK: Havadis Kıbrıs – 04.05.2018

Anasayfa

Haberlere Geri Dön