Levent Soyer’den Osmanlı sarayını müzikle turlayan bir albüm; “Serai Jazz”

haber1089

Albümle II. Mahmut, III. Selim, Sultan Abdülaziz, IV. Murad ve Sultan Aziz dönemleri arasında caz tarzında müzikal bir yolculuğa çıkıyorsunuz...

Murat OBENLER
Müzisyen Levent Soyer’in 6 parçadan oluşan, ülkemizde etnik - fusion / etnik - caz başlıkları altında olan ilk albüm niteliği de taşıyan ve müzikseverleri hayal gücü oranında bazen Osmanlı saraylarının bahçelerine, bazen de has odalarına, koridorlarına, mutfağına ve haremine de götüren Serai Jazz albümü üzerine sanal olarak iletişime geçerek çok keyifli bir röportaj yaptık. 

 

SORU: Tasavvuf müziği, Sufi müziği, Levanten müzik, Saray müziği, Barok müziği, Halk Müziği, Klasik Türk Müziği gibi Osmanlı döneminde icra edilen birçok müzik çeşidi var. Bir müzisyen olarak bu müzikle bağınız nedir?
SOYER:
 Öncelikle bana, fikirlerime ve müziğime yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.


Bir Kıbrıslı Türk olarak Anadolu ve Osmanlı gelenekleri ve kültürü ile organik bağlarımız olduğunu yadsıyamayız. Osmanlıyı ele alırsak kozmopolit, birleştirici, bütünleyici bir bakış açısı olduğu, o dönemin ve önceki dönemin Bizans ezgilerinden, Anadolu modlarından kaynaklanan makamsal müzikten, farsi ve Mezopotamya’nın melodik yapılarından etkilendiği, bunları birleştirerek kendi müzikal dilini oluşturduğunu söyleyebiliriz.


Anadolu’nun ise şaman, Dedekorkut, halk ozanlarının dillerinde, Türkmen kocalarının, dervişlerin tavır ve dinginliklerinde bir ritim ve bir devinim vardı. Bunları çocukken ya TRT radyolarında ya da televizyonda dinleyerek esinlendiğimi hatırlıyorum. Lise yıllarına girerken Moğolların Anadolu Pop albümünü dinleyip çok etkilenmem, ayrıca üstat Kudsi Ergüner’in sufi-flamenko çalışmalarını bulmam bir takım düşüncelerimi ve sanatsal felsefemi pekiştirdi. Benim de tarz olarak her zaman deneysel ve türler arasında bağdaştırıcı olma gibi bir nosyonum oldu. Kişisel bir tercihin ötesinde, kimlik oluşturma kaygısını kendi üzerime müzik ile yüklendim diyebilirim. Sadece müzik ile değil felsefe, bilim, görsel sanatların etkisini de bu yolda birleştirmeyi anlayış edindim.
 

“Beni caza yaklaştıran özgürlük ve doğaçlama özelliği idi”
 

SORU: Osmanlı dönemindeki sanatsal üretimleri (özellikle müzik) caz tarzında tekrar yorumlama fikri sizde nasıl doğdu?

SOYER:
 Caz aslında içinde özgürlüğü barındıran ve bize bunu ifade eden bir başlık. Müziği ben de türlere ayırmayı sevmesem de yine kitleler kendi sosyokültürel gözleri ile bir takım ana akımların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Cazın içindeki temel dinamik olan doğaçlama, ifade özgürlüğünü vurgular ancak bunun belli bir çerçevede uygulanmasını teşvik eder. Beni caza yaklaştıran bilinmeyen bu idi, özgürlük ve doğaçlama. Aslında birçok müzikal tür ile evimizde büyürken babamın dinlediği veya babaannemin uyumadan açtığı radyodan gelen sesler zaman ile anlığıma (zihin) yerleşerek ileride bu albümdeki izlenimler oldular.

 

“Kıbrıs üzerinde etkisi olan II. Mahmut ve  III. Selim’in eserlerinden seçim yapmaya çalıştım”
 

SORU: CD çalışmasına da giren padişahların seçimi nasıl oldu, nasıl belirlediniz? Hükümdarlıklarından ayrı olarak soracak olursam bu padişahların hepsinde bir(çok) sanat yeteneği ve müziğe/şiire/resme ilgi ve üretim gözlemliyoruz.
 

SOYER: Aslında kendi müzikal, melodik zevkime dayanarak seçim yaptım. Bir de özellikle Kıbrıs üzerinde etkisi olan II. Mahmut, III. Selim gibi padişahları inceledim, onların eserlerinden caza ve yeni bir müziğe dönüşebilecek olanlardan seçim yapmaya çalıştım. Her dönemi ve devri de genişçe içermesi açısından Sultan Abdülaziz ve IV Murad’ın eserlerini de ekledim. Bunların içinde beni en çok III. Selim’in melodileri ve temaları etkiledi. Sultan Aziz’in Hicaz Mandıra oyun havasının Funk uyarlama hissi uyandırdığını, beni bu şekilde esinlediğini anımsıyorum.
 

SORU: Osmanlı musiki tarihine birçok beste, şarkı kazandıran bu sanatçı kişiliği yoğun padişahların eserlerinin caz yorumlarında nasıl bir araştırma, rekompozite ve kayıt süreci yaşadınız? CD’de Kıbrıslıların kulağının aşina olduğu tınılar da duyuyoruz. Bu herhalde CD’nin uniqeliğine (karakter) bir katkı sağlıyor ve CD’yi diğerlerinden ayırıyor?

SOYER:
 Yeniden kompozisyon ve kayıt süreci ise çok yavaşça ve sabırla ilerledi. Evde kendi imkanlarımla kurduğum küçük stüdyomda kendi ekipmanım ve piyanolarımla kayıtları tamamladım. İnandığım şeyler için riskler aldım, sesler ile sonik deneyler yaptım, hata yapmaya çekinmedim, bu albümü unique, karakter sahibi yapan da bu cesaretten yola çıkan sanatsal anlayıştı. Kimse gibi olmama kaygısının içten gelen bir güdü ile gerçekleşmesi.

 

SORU: Kimler bu üretim ve ürün sürecinde size katkı koydu?

SOYER: 
Çok değerli arkadaşlarım var... Öncelikle, Atakan Sarı ki kendisi bir piyano virtüözü, multi-enstrümantalist, üniversiteden beri dostum, bana kemençe çalarak albüme katkı koydu. Atakan’ın müziği ve bakış açısı beni her zaman etkilemiş ve ileri şeyler yapmaya teşvik etti. Diğer bir arkadaşım, değerli dostum Hüsnü Doğacan, klip çekiminde emeğini ve yeteneklerini esirgemeden yönetmen partneri Uygar Erdim ile Buselik Şarkıya video klip çekerek (Youtube tan izlenebilir), bu albümün nosyonun ortaya çıkmasına yardımcı oldular. Tasarım ve çizimleri sevgili babam, sanatsal esin kaynağım Veysi Soyer üstlendi. Ayrıca orijinal bir Levent Soyer bestesi olan İç Kelam’da çelloda Gürhan Nuray, Hicaz Kalender’in davullarında Hasan Ö. Tuna arkadaşlarım bana eşlik ettiler. Ayrıca özgün bir sanatsal yapıt olan bu albüme, finansal yardım yaparak Evkaf, bu albümün recording- mixing - mastering gibi aşamalarını karşılamama yardımcı oldu.

 

“Serai Jazz ülkemizde etnik-fusion / etnik-caz başlıkları altında olan ilk albüm”
 

SORU: CD 2019’da Türkiye’de etnik müzik alanında bir numaralı şirket olan Kalan Müzik’ten çıktı. Geçen 2 yıl içinde nasıl geri dönüşler aldın? Bu CD’nin ülkemiz caz müzik üretimleri açısından önemi nedir?

SOYER:
 Bir Kıbrıslı Türk olarak albümümü Kalan Müzik’ten yayınlamak gurur verici ve özendirici oldu. Onların bakış açılarını, özgün sanatsal fikirlere verdikleri değerleri bildiğim için albümün yayınlanması içi başvurduğum yayın evi Kalan Müzik idi. Bununla ne kadar doğru yaptığımı onlarla tanıştıktan ve birlikte çalıştıktan sonra çok daha iyi anlıyorum. Gerçekten çok değerli insanların bir araya geldiği, ürettiği ve ne olursa olsun farklılıklara, özgün fikirlere kucak açan bir plak şirketi. Albümün yayınlanması ile olumlu ve önemli tepki ve izlenimleri zaman zaman çok değerli yazarlar ve müzik eleştirmenlerinden aldık bu süreç içerisinde. Ayrıca Serai Jazz albümü ülkemizde etnik - fusion / etnik - caz başlıkları altında olan ilk albüm. Bu açıdan kendine ait bir kimliği olduğunu söyleyebilirim.


SORU: Canlı konserler düzenlemeyi planlıyor musunuz?

SOYER: 
Aralık 2019’da albümün yayınlanması ile birlikte koronavirüs salgının başlaması, 2020 yılında üzücü bir şekilde konser, festival ve etkinliklerin süresiz ertelenmesi ile herşeyi askıya aldık. Kesinlikle bu konuda planımız var. Konser ve festival anlamında... Gelecek olan sağlıklı ve aydınlık günleri beklemekteyiz. Umarım insanlık olarak bu krizi atlatırız.

 

“Osmanlı saray musikisi-makamsal müzik bir derya ve deniz”
 

SORU: Bu devasa Osmanlı sanat alemindeki gezintin bundan sonra da devam edecek mi yoksa bu bir konsept albüm olarak oldu ve bitti mi?

SOYER: 
Bu soru için teşekkür ederim. Bir parça şimdiden kayıt ettik bile diyebilirim. Gerçekten Osmanlı saray musikisi-makamsal müzik bir derya ve deniz. İçinden daha nice melodik inciler çıkacağına eminim, yeter ki aramaya devam edebilelim. Ancak bundan sonraki projem ağırlıklı olarak kendi bestelerimi içerecek bir yılların renk-armoni hafızası, derlemesi olacağını tahmin ediyorum. Müziğe oldukça geniş bir açıdan bakmaya çalışıyorum, yine de geleneksel-etnik kültürden öğeler hissedilebileceğimi, yeni müziği böyle kurabileceğimizi düşünüyorum.

KAYNAK: Kıbrıs Gazetesi – 13.02.2021

 


Anasayfa

Haberlere Geri Dön